30 Temmuz 2010 Cuma

Akşam gezmesi


Dün akşam moda'ya gittik. Defnenil'de gündüz dışarı çıkmamıştı hem hava almış oldu, hemde Ali usta'nın dondurmalarının tadına baktı. Artık bunun üzerine dondurma tanımaz. 

29 Temmuz 2010 Perşembe

I Love Rose

Bu arada Defnenil artık 1,5


Sabah sabah..


Salonda içinde ne ararsan bulunan bir çekmece var. Üstünde çocuk kilidi var.Ama küçük parmaklardan kurtulamıyor. İçinde ne var ne yoksa odanın her yerine yayılıyor. Bana toplamaktan gına geldi, Defnoşta heves geçmedi. Yine karıştırıp eski bir kaset bulmuş, şeritleri çıkarmış, dolandıkça dolanmış. Salona girdim bu halini gördüm. Kızacaktım ama önce gülme krizimin geçmesini bekledim..


Surat ifadesi :
'Bakacağına kurtarsana beni, yumağa dolanmış kedi gibi oldum..''

23 Temmuz 2010 Cuma

Kitap kurdu..


Defnenil'e daha önce aldığım kitaplara pek yüz vermezdi. Şimdi şimdi sözlük tarzı olan şu resimli kitaba ilgi gösteriyor. Hayvanları gösterip isimlerini söyleyip, çıkardıkları sesleri taklit ediyoruz. Pek komik oluyor.. Baktım bizimki hoşlanmaya başladı bu işten. Bende bloglardaki kitap tavsiyeleri inceledim. D&R dan sipariş verdim. Nedense kitaplarımı iki parçada gönderdiler  1-5 gün arası teslim süresi vardı ilk yarısı 4. diğerleri 5. günde geldi. Tavsiye edeceğiniz daha hızlı gönderim yapan kitapçılar varmı?  ve tabiki kitaplar..

20 Temmuz 2010 Salı

Gelecek yaza kaldı gibi...


Bloglarda erken tuvalet eğitimi yapanları okudukça ve yaz sıcağında her fırsatta cırtlarını açarak bezini çıkarmaya çalışan Defnenil'i gördükçe, acaba ''şimdi doğru zaman mı? '' dedim durdum. Sonunda basit bir lazımlık aldık. Salonun ortasında önce oyuncak bebeğimizle denemeler yaptım, ama Defnenil pek oturmak istemedi.



Bu kırmızı şeyde ne ?


Şapka mı acaba ?


Annem bebeğimi oturttu bende oturayım bakalım ne olacak..

Buldum bu bir tabak.. Ama içinde mama yok. Anne mama koy buna bak kaşığımla yemeğe hazırım ben ...

Yeterince iyi anlatamadım galiba???

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Teyzesinin süslü ve yaramazlıkta sınır tanımayan kızı...



Arda'mın annesi olan ablam Defnenil'e süslü süslü, mini etekli askılı kıyafetler alıyor. Sonrada ''Bu ne hal oğlumun başını belaya sokacaksınız'' diyor :)

Yine cici elbiseler almış. Pazar günü Koşuyolu'na yemeğe gidelim dedik. Bu elbisesini giydirdim. Yolda görenler, garsonlar, yan masadakiler hepsinin maskotu oldu. 


Birde azıcık otursaydı da yemeğimizi yeseydik ne güzel olurdu. Babişkoyu çileden çıkardı. Söz dinlemediği ve sürekli kaçıp gitmeye çalıştığı için sabrının sınırlarına gelen babişko kızına küstü :) yüz vermedi. Defnenil'de anlamış gibi sokulmaya çalıştı durdu. Yemeğimizi sırayla yemek zorunda kaldık, hatta paket yaptırıp gidecektik ki?
Defnoşun eline verdiğim ekmekle ortalık süt liman oldu.
İki elinede aldığı ekmeklerden ısırıp durdu.




Ekmek o kadar çok lezzetliydi ki yalanıp durdu :) Herşey tatlıya bağlandı...

Sonunda bulduk..

Defnenil'e tırım tırım sandalet arıyorum. Asıl bulmak istediğim Hülya'nın Tuna'nın ilk sandaletleriydi. Nike.. Ama bakmadığımız yer kalmadı ya sandalet yok, yada numarası yok. Sonra bir çok mağazada cırt cırtlı modeller denedik Defnenil elini attığı gibi çıkardı en sonunda Füsun' Nisan'a Ceyo'dan almış. Bi ihtimal dedik ve ceyoya gittik. Her tarafı cırt cırtlı olanları yine giymesiyle çıkarması bir oldu. Sonra bir model gördük ve işte bu dedik. İki yerinde tokası var ve sadece bir tane cırtcırtı var. onun için çıkaramıyor.. Kassa çıkarır o ayrı :) Satıcı kızda ayakları çok ince sandaletlerin tabanları geniş olur onun için seçenek bulmanız zor dedi. Gerçektende haklıydı denediğimiz diğer sandaletlerde hep sorun çıkmıştı..Neredeyse yaz bitecek Defnenil hala kısmende olsa kapalı ayakkabıyla geziyordu.Sonunda rahatladım..

18 Temmuz 2010 Pazar

Saldım çayıra...


Cumartesi Defnenil'le kahvaltıya davetliydik.Kahvaltı açık havada olacağından, önce Defnoşla gidince onu nasıl zaptederim, kaçıp durur diye düşünüp gitmesem mi? dedim. Sonra denemeden göremeyiz deyip düştük yola.....

Arkadaşımın oturduğu sitenin kendine ait etrafı çevrili bir yeşil alanı varmış. İçinde masalar falan var. Gittiğimizde süper bir kahvaltı masası bizi bekliyordu. Defnoşta boş yeşil alanı görünce koştukça koştu. Etrafı çevrili olunca çıkma ihtimalide kalmadı bende saldım çayıra yaptım :)
İyiki gitmişiz


Diğer arkadaşlar çocukları ve yeğenleri ile gelmişti, yan masada iki çocuklu bir aile vardı. Hemen kaynaştılar oynamaya başladılar. Defnenin favori oyunu olan top oyunları oynandı..



İp atladı :)




Çocuklar frizbi oynarken bizimki kendi halinde ip atlamaya çalışıyor :)

Her şey çok keyifliydi, Defnenil çok eğlendi, bende özlediğim arkadaşlarımla sohpet ettim. Şimdi bir sonraki kahvaltıyı planlıyorum...

16 Temmuz 2010 Cuma

Süper hiper mega yer yatağı..

Defnoşu büyük boy yatağa geçirmeyi planlıyorum, ama düşer yada gece kalkıp kalkıp gelir diyede korkuyorum. Nette gezinirken şunu gördüm bence çok hoş. Hem pratik gerekirse topla kaldır hem yanları var güvenlikli..

13 Temmuz 2010 Salı

Karpuz güzeli..


Akşam kadıköy gezmemizden gelince, babişko kesti karpuzumuzu oturduk ailecek yedik. Defnoşumda afiyetle yedi.
Sonrasında banyo farz oldu o ayrı..


Defnoşum bu ara pek bilmiş ve konuşma çabası içinde
Bu sabah uyandı kucağıma aldım salona getirdim, daha ayılamamış öpüp kokluyordum ki 4 kelimelik cümlesini kurup beni şaşırttı..
Baba gitti atta beni??
Babası atta gitmişte kızımı almamış ne ayıp:)


Cumartesi Meydanda ilk kez atlıkarıncaya bindi..Önce şaşırdı sonra pek sevdi.


Havadaki serçe parmağa lütfen dikkat edelim :)

8 Temmuz 2010 Perşembe

En çok seni severim sarı boyam..


<

Buluşmamızda Füsun sordu aktivite yapıyormusunuz diye? Yok dedim yapmıyoruz. Saldım çayıra modundayız, tek aktivitemiz hergün gidilen park oldu..

Bugün yapalım bişeyler dedim ne yapalım ne yapalım? Defne mercimek fasulye aktarmaları pek sevmedi. En güzeli boyama.. Verdim tablayı Defne'ye kağıt, boyalar, kuru boya kesmedi bizimkini savurdu durdu.Tarz değiştirdik bizde parmak boyasına geçtik. İşte Defne'nin favorisi uzun uzun oynadı..

Sonuç:
Bir adet sanat eseri
kremden sarıya dönen badi
koltuktaki sarı boya lekesi..


7 Temmuz 2010 Çarşamba

Kanlıca yoğurdumusun be mübarek

-Defne hanım bebek gibi cildinizi neye borçlusunuz ?

-Hergün bir kase yoğurt yerim, cildimin pürüzsüzlüğünü buna borçluyum sizede tavsiye ederim.. Ha unutmadan yoğurttan hemen sonrada güzellik uykum var. Şimdi müsadenizle röportajı burada keselim uyumam lazım...


Posted by Picasa

6 Temmuz 2010 Salı

Kavuştuk sonunda ...


Ana kız gözümüz yollarda kalmıştı.
Arkadaşlarımız denizde yüzerken biz duş almakla yetinmiştik.
Onlar Akçaabat köftesi yerken biz anne köftesi yedik.
bekledik bekledik sonunda kavuştuk...


Araya zaman girince azcık unutmuşuz birbirimizi ama hemen kaynaştık yine.. Tabi eski dostuz nede olsa


Doruk ve Egebahar'da olsaydı ne güzel olacaktı ama kaldık başbaşa...


Anne noto: Kekim kabarmış, çayım demlenmiş arkadaşım gelmiş daha ne isterim ben..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...